Deprem, inanılmaz bir yıkıma ve insana dair dayanıklılığın sınandığı bir görev dönemine dönüşüyor. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan yıkıcı deprem felaketinin ardından enkaza dönen şehirlerde, kurtulanların hikayeleri insanları derinden etkiliyor. Bu hikayelerden biri de, tam 6 gün boyunca enkaz altında kalmasına rağmen hayatı bugüne taşıyan bir gencin yaşam öyküsü. Kolunu ve bacağını kaybetmiş olsa da, “hala hayattayım” diyerek herkesin gönlünde bir umut ışığı yaktı.
Oğuz, 30 yaşında genç bir mühendis. Şehrin en yüksek binalarından birinde yaşayan Oğuz’un hayatı, depremle birlikte tam anlamıyla alt üst oldu. Son derece hızlı bir şekilde gelişen olaylarla birlikte, güvenli bir yere ulaşmaya çalışırken bina yıkıldı ve Oğuz bir anda sarili bir şekilde enkaza gömüldü. Yakınları ve kurtarma ekipleri, Oğuz'un enkaz altında olduğu bilgisine ulaşmakta geç kaldı. Ancak, Oğuz'un hayatta kalma mücadelesi tam 6 gün boyunca devam etti.
Bu süre zarfında, Oğuz’un hayata tutunma isteği parmak ısırtan bir kararlılık sergiledi. Vücudu ağır yaralar aldı, ama bu zorluğun üstesinden gelmek için zihninde aradığı bir yol bulmaya çalıştı. Ağırlığı altında kaldığı beton parçaları arasındayken, ruhunun yine de hafif olduğunu düşündü. Enkaz altında yaşadığı yalnızlık hissine rağmen, hayatta kalma içgüdüsü onu hiçbir zaman terk etmedi. Su ve yiyecek bulmak için mücadele etti, duygusal anlamda kendini cesaretlendirme yöntemleri geliştirdi. Başarıyla hayatta kalmayı başarmış olan Oğuz, 6. günde kurtarıldı.
Kurtarma ekipleri, Oğuz’a ulaştığında onu hayatta bulmanın mutluluğunu yaşadı. Ancak Oğuz’un yaşam mücadelesi yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir savaş da gerektiyordu. Kolunu ve bacağını kaybetmiş olmanın verdiği travma, onun nasıl yeniden başlayacağı konusunda kaygılar doğurdu. Ancak, Oğuz bunu bir son olarak görmedi; aksine bu durumu yeni bir başlangıç olarak değerlendirmek istedi. “Hala hayattayım” diyerek cesaretini bir motivasyon kaynağı haline getiriyor. Oğuz, kaybetmiş olduğu uzuvlarıyla değil, ruhundaki cesaretle yeniden ayağa kalkma hedefinde kararlılıkla ilerlemekte.
Depremin ardından birçok insan Oğuz’un hikayesinden ilham aldığını belirtiyor. Ek olarak, sosyal medyada paylaşılan bu hikaye, milyonlarca insanın kalbine dokunarak bir farkındalık oluşturdu. Oğuz’un tedavi süreci, hem fiziksel hem de psikolojik olarak zorlu geçse de, yaşama sevincinin ve azmin tüm zorlukların üstesinden gelebileceğinin en güzel örneği. Hayatına dair yeni bir perspektif geliştiren Oğuz, kaybettiklerinin onu daha da güçlendirdiğine inanıyor. “Başka bir hayata ihtiyacım var, bu hayatta geçirdiğim zaman, beni çok daha güçlü bir insan yapacak” diyerek geleceğe umutla bakıyor.
Sonuç olarak, Oğuz’un hikayesi yalnızca bireysel bir mücadele değil, özellikle zorlu şartlar altında insanoğlunun direncini de gözler önüne seriyor. Depremler, yalnızca fiziksel yıkımlar oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda insanların ruhlarına dokunur. Bu hikaye, her şeyin sona ermediğini, yeni başlangıçların kapıda olduğunu ve insanın iradesinin hiç beklenmedik yerlerden nasıl çıkabileceğini gösteriyor. Oğuz, bedensel kayıpların ardında bir ruhsal zafer olduğunu her gün yeni bir hayata adım atarak kanıtlıyor ve insanlara ilham olmaya devam ediyor.