Marmara Bölgesi, Türkiye'nin en kalabalık ve ekonomik açıdan en dinamik bölgesi olmanın yanı sıra, doğal afetler açısından da büyük bir risk taşımaktadır. Son günlerde jeoloji uzmanları ve deprem bilimcileri, bölgedeki sismik aktivitenin artması ile ilgili kaygılarını artırmış durumda. Bunlar arasında dikkat çeken bir isim, Marmara Üniversitesi Jeofizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan'dır. Eyidoğan, yaptığı açıklamalarla kamuoyunu uyararak, “10 il birden etkilenecek” ifadesiyle büyük bir alarm vermiştir.
Marmara Bölgesi, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın üzerinde bulunmakta ve bu durum, bölgenin deprem potansiyelini artırmaktadır. Bu fay hattı, geçmişte meydana gelen büyük depremlerle tanınmaktadır. Bölgedeki nüfus yoğunluğu ve yapılaşmanın hızla artması, olası bir depremin etkilerini daha da yıkıcı hale getirebilir. Prof. Dr. Eyidoğan, İstanbul ve çevre illerin bu sürecin merkezinde olduğunu belirterek, “Bölgedeki sismik aktivite sadece İstanbul ile sınırlı değil; Tekirdağ, Kocaeli, Bursa, Yalova gibi iller de etkilenebilir” dedi.
Uzmanlar, Marmara Bölgesi'nin mevcut jeolojik yapısının, özellikle metropol alanların yükü altında tehlikeli bir eğilim sergilediğini belirtiyor. Bu sebeple, depreme hazırlığın sadece kamu otoriteleri değil, aynı zamanda bireylerin ve ailelerin sorumluluğunda olduğunu vurguladılar. Eyidoğan'a göre, bireylerin afetler konusunda bilinçlenmesi ve hazırlık yapması, gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz etkilerin en aza indirilmesi için hayati önem taşıyor.
Marmara Bölgesi'nin muhtemel bir depreminin etkileri düşünüldüğünde, sadece binaların yıkılması değil, aynı zamanda ulaşım, sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerin de ciddi anlamda aksayacağı öngörülmektedir. Eyidoğan, Marmara Ülkesi'nin, iç göç, ekonomik bozulma ve sosyal karmaşa gibi faktörlerden de ciddi şekilde etkileneceğini kaydetti. Özellikle büyük şehirlerdeki altyapının yetersizliği, acil durumlarda yaşanacak sorunları daha da derinleştirebilir. Bu nedenle, önceden belirlenmiş acil durum planlarının hayata geçmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Uzmanlar, kişisel acil durumda nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda insanları bilgilendirmek amacıyla çeşitli kampanyalar düzenlenmesini savunuyor. Bir çok şehirde, depreme dayanıklı binalar yapmak için özel yönetmelikler ve denetim mekanizmaları kurulmuş olsa da, bunların yeterli olmadığı ve sıkı denetimlerin gerekliliği vurgulanmakta. Eyidoğan, “Her birey, olası bir afet durumunda ne yapacağını bilmeli, acil durum çantaları hazırlamalı ve çevresi ile iletişim planı oluşturmalıdır” dedi.
Sonuç olarak, Marmara Bölgesi'nde yaşayan herkesin bu uyarılara kulak vermesi ve gerekli önlemleri alması büyük bir önem taşımaktadır. Prof. Dr. Haluk Eyidoğan'ın yaptığı uyarılar, yalnızca bilimsel bir yaklaşım değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olarak değerlendirilmeli ve herkesin bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmesi beklenmektedir.